Wednesday, May 27, 2015


Yol, uzadıkça uzar.
İki yanda, yanmış kara tarlalar.
Alabildiğine 
Geniş ovalar ve küçük tepeler
ardında batan güneşe;
Ufukta alevlenen, yanan, 
parçalara ayrılan, 
dağılan
O ateş topuna 
hızla yaklaştıkça,
Çelimsizleşen ufuk çizgisinde
birikmiş bulutlar, sis ve karanlık.
Giden güneş selamlar:
"Hoşçakalın!"
Ne de olsa güneşin gidişi
en güzeli olmalı!
Eşsiz bir gizem perdesi
İlahi bir buğu ile kaplı,
Dünyadaki renklerin göğü
kucaklaması,
Seni, beni, kuşları ve ağaçları,
Yeryüzündeki yaradılışı,
Bakıp da görebilenleri,
Varoluşun yazgısını yaşayanları
Sarmalaması,
Selamlaması.
Gündüzün geceye olan aşkı,
Ona ulaşamayacağını bilse de
Hiç olmazsa gelişini görmek,
Esintisine dokunmak için
Güçlerinden en ulusuyla
Çabalar,
Uzanır
göğün bağrına
Bile bile 
Sevgilisi geldikçe
tutunduğu ufuktan 
kayıp gideceğini,
Gecenin gücünde
doğanın renklerinin güçsüzlüğünü.


Derler ki; 
Gün, mektubunu 
Aya bırakırmış
Geceye ulaştırması için.
Ve, Gece,
göz yaşlarını
serpermiş
yaprakların
üstüne. 
Gün onlara dokunur
Ve uçururmuş
aşkının ateşiyle.
Gecenin kokusunu
çekermiş içine.
Kana kana içermiş
hüznünü.
Parlarmış çehresi birden.
Göğsünü gere gere
dermiş ki; 
O beni seviyor!
O beni seviyor!
Uyanın dostlar,
çocuklar.
Bana nispet
Gece sabahı edenler
Uyuyun, sakının
kem gözlerinizi sevgimden.
İşte, duyun, bilin 
Gece, gündüzü seviyor.



11 Ekim 1997/Eskişehir yolu



No comments:

Post a Comment